ŞEYH MUHAMMED SEYFUDDİN-İ FARUKİ SERHENDİ (KS) (1639-1684)


Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Rh.A Hazretleri, İmâm-ı Rabbânî Hazretleri'nin torunu ve Urvetü'l-Vüskâ Muhammed Ma’sûm Serhendî Rh.A Hazretleri'nin beşinci oğludur. İsmi Muhammed Seyfüddîn, nisbesi Fârûkî'dir. Muhyis-sünne lakabıyla meşhûr olmuştur. 1639 (H.1049) senesinde Hindistan'ın Serhend şehrinde doğdu. 1684 (H.1096) senesinde aynı yerde vefât etti. Kabri, babası Muhammed Ma'sûm Serhendî Hazretleri'nin türbesinin yakınındaki türbededir.

Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Rh.A Hazretleri'nin doğumundan itibarenbüyük bir zât ve insanlara hidâyet rehberi olcağı belliydi. Nakledilir ki: Doğum zamanında bir melek; "Doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği günde ona selam olsun." meâlindeki Meryem sûresinin 15. âyet-i kerîmeyi okuyarak müjde vermişti.

Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Rh.A Hazretleri küçük yaşından îtibâren ilme yönelip ders okuyabilecek yaşa geldiği zaman Kur’an-ı Kerim’i ezberledi. Sonra amcası Muhammed Saîd'den aklî ve naklî ilimleri tahsîl edip kısa zamanda âlim oldu. Zamanının bir tanesi ve marifet deryası olan babası Muhammed Ma’sûm Serhendî Rh.A Hazretleri'nin teveccüh ve sohbetleriyle, Nakşibendiyye yolunun usûl ve âdâbı üzere tasavvuf yolunda ilerleyip, kısa müddet içinde Vilâyet-i Hassa-i Muhammediyye’ye kavuştu. Birçok haller ve kerâmetler sahibi oldu. Önce ve sonra gelenler olgunluk ve üstünlükleri ile güzel ahlâkını üzerinde toplandı. Mânevî derecelere kavuşup, ârifler semâsının ayı ve âlimlerin baş tacı oldu. Kendisine, ilâhi hazînelerin kapıları aralanıp birçok ihsânlara kavuştu.

Zâhiren ve bâtınen olgunlaştıktan sonra babasının emriyle insalara Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin dînini, sevgili Peygamberimiz SAS’in güzel ahlâkını anlatmakve vaktin sultânı Evrengzîb Âlemgîr Han’ın dini terbiyesi için vazifelendirilip Delhi'ye gitti.

Delhi'ye vardığı zaman, şehrin kapısında iki azgın fil ve bunları zabt etmeye çalışan iki heybetli pehlivanın resimlerinin asılı olduğunu gördü. Sultâna o resimleri indirtip yok edinceye kadar şehre girmeyeceğini bildirdi. Sultan resimleri indirtince şehre girdi. Sultan Âlemgîr Han, kendi isteğiyle ona talebe oldu. Sohbetleriyle şereflendi. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen Kur'ân-ı Kerîm okumayı öğrenip ezberledi. Sohbetlerinin bereketiyle Hindistan'da yayılmış birçok bid'at ve sapıklık, Sultan Âlemgîr Han tarafından ferman çıkartılarak ortadan kaldırıldı ve unutulmuş sünnetleri ortaya çıkarıldı. Diğer vezirler, vâliler ve devlet adamları da sohbetleriyle şereflenip hidâyete kavuştular. Himmet ve bereketiyle, Hindistan'ın her tarafında İslâmiyet yayılıp müslümanlar kuvvetlendi. Bid'at sâhipleri ve kâfirler perişân oldu. Delhi'de, sohbet meclisleri çok bereketli ve kalabalık olurdu. Kâfirler ve fâsıklar da onun sohbetine gelip, yüksek huzuruyla şereflenince, hidayete kavuşup eski günahlarına tövbe edip, istiğfar ederek geri dönerlerdi. Sohbetinin bereketiyle, binlerce kişi hidayete kavuşup, yüksek derecelere ulaşmıştı. Dergâhına her gün binlerce kişi gelir feyz alırdı. 


Kabri, babası Muhammed Ma'sûm Hazretleri'nin türbesinin yakınındaki türbededir.  (Hindistan - Serhend)

Bir gün Şehzâde Muhammed Âzam Şah, teveccühüne kavuşmak ve sohbetiyle şereflenmek için Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Hazretleri’nin dergâhına geldi. Dergâh kapısının önü çok kalabalık olduğundan buadan geçip huzura gelmekte güçlük çekti. Bu sarıda başından sarığı düşüp kaftanı kenara takıldı. Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Hazretleri’nin feyizli ve bereketli sohbetiyle şerefendikten sonra babasının yanına döndü. İnsanların Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Hazretleri’ne karşı duyduğu iştiyâkı, arzuyu ve gösterdiği rağbeti anlatınca, Sultan çok sevinip: “Allah-u Teàlâ’ya hamd olsun ki, benim zamanımda sultanların bile huzuruna zorlukla çıkabileceği evliyâ kullar yarattı.” diye şükretti. 

Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Hazretleri’nin boyu uzunca, rengi esmer, gözleri büyükçe, sakalının iki tarafı seyrek ve güler yüzlüydü. Zâhir ve bâtın ilimlerini câmi', zühd, takvâ ve sünnete ittibâ husûsunda eşsizdi. Küffâr, füccâr ve füssâkdan onu her kim görse, tevbe eder, hidâyetle müşerref olurdu. Dâimâ vâridâta hazır otururlar ve hayran hayran bakarlardı. Ney ve semâa dayanamazlardı. Hele o sırada İsm-i Celâl işitti mi, cezbeden, kuşlar gibi çırpınırlardı. Kesret-i tena'ume ehemmiyet verirlerdi. "Az yemek, vücuda meşakkat vermek, hârik'ül-âde hallerin zuhûrunu icabettirir, biz bunları işten saymayız." buyururlardı. 

"Tarikatımız, devâm-ı vukûf-u kalbî ve sohbet-i şeyh üzerine müessesdir." buyururlar, riyâzâtı ve vücuda meşakkati men ederlerdi. "Bize havârık-ı âdât değil, devâm-ı zikir ve teveccüh-ü ilallah, ittibâ-ı sünnet ve kesret-i envâr ve berekât lâzımdır." buyururlardı. 

Bir gün Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Hazretleri’nin meclisinde bulunan kimselerden birisinin hatırından: “Şeyh çok büyükleniyor.” diye geçti. Bu durum, Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Hazretleri’ne Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin yardımıyla zâhir olunca, ona: “Benim bu halim Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin kibriyâ sıfatının tecellîsidir.” buyurdu. 

Halktan birisi Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Hazretleri’nin büyüklüğünü inkâr ederek kabul göstermemişti. O gece rüyasında bir gurup gece bekçisi gelip onu şiddetli bir şekilde dövmeye başladılar ve “Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin sevgisi olduğu halde sen Muhammed Seyfüddîn Hazretleri’nin üstünlüğünü inkâr ediyorsun öyle mi?” dediler. Bu korkuyla uyanıp yaptığına tevbe etti ve onun talebeleri arasına girdi. 

Ömrünü İslâmiyet’in emir ve yasaklarını öğrenmek, öğretmek ve insanlara anlatarak onların dünyada ve ahirette saadete, kurtuluşa ermeleri için sarf eden Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Hazretleri bin dört yüz elli velî yetiştirip insanların hidâyete kavuşmalarına vesîle oldu. Seyyid Nûr Muhammed Bedvânî, yetiştirdiği talebelerin en büyüğü ve kâmilidir. 

Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Hazretleri’nin sekiz oğlu vardı. Üçü kendi huzurunda kemâle geldi. Beşi henüz küçüktü. Büyük olan oğulları Şeyh Muhammed A’zâm, Şeyh Muhammed Hüseyin ve Şeyh Muhammed Şuayb’dir. Diğer oğulları: Muhammed İsâ, Muhammed Mûsâ, Muhammed Kelimetullah, Muhammed Osman ve Abdurrahmân’dır. Altı kızı vardı. Bunlar: Cennet, Habîbe, Sâire, Şehrî, Refîunnisâ ve Zehrâ’dır. 

Mektûbât-ı Seyfiyye adlı bir eseri olup içinde yüz doksan mektup vardır. Bu kıymetli eseri oğlu Muhammed A’zâm toplayıp kitap haline getirmiş, Hindistan’ın Haydarabad şehrinde basılmıştır. 

Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi ve Mehmed Zâhid KOTKU KS; Tasavvufî Ahlâk